2 Mart 2011 Çarşamba

belki soğuktandı.

insanın yüzüne yapışan soğuk rüzgar dört gündür neredeyse dinmeden esiyordu. biliyordum üşüyeceğimi ama yine de duş alıp çıkmıştım işte. hafif nemli saçlarıma bereyi de takmış sırtımda çanta üzerinde en kalın montum hızlı hızlı yürüyordum caddede. aslında burası esas istikametim değildi. okula giden minibüs durağına binmeden önce biraz ileride otogarın yanındaki elektronik mağazasına girecek bir kablo alacaktım müzik çalar için. aldım da. tam dört yol ağzında ki mağazanın kapısından çıkınca caddenin karşısındaki otogarda ekmek arası birşeyler yesem mi diye bir an geçti aklımdan ama durmadım bir iki adım daha attım. ceplerim hınca hınç doluydu. oyuncak bir ayıcıktan oluşan anahtarlık, pek kullanmadığım bir uçlu kalem, müzik çalarım ve birbirine girmiş kulaklıkları, içinde bir iki tane kalmış ağrı kesici kutusu, selpak mendik paketi, kullandığım selpağım ve mağazaya girince çıkarıp cebime öylesine sokuşturduğum içi saçlarımdan soğuk soğuk nemlenmiş berem... cebimden çıkartmaya çalıştığım berem ile aldığım kabloyu yer değiştirmeye çalışırken cebimdekilerden bazıları döküldü, kimisi kenara kadar gelip durdu, kulaklık ise uzun ve acemi bir sarkaç oldu. yerden kalemi almaya çalışırken, tek koluma taktığım çantam ağırlıktan kenara doğru kaydı ve ben onu tutmaya çalısırken pat diye yere vurdu. hiç söylenmeden usul usul bu içsıkıcı ana son vermeye çalışırken yanan kırmızı ışıkta pek dikkat etmediğim arabalar yavaşlamaya ve sıra sıra dizilmeye başladılar. çantamı iki koluma birden takıp ilk adımı attığım anda ise otobüste gözleri hayretle açılmış bir kadınla göz göze geldik.
insanları hep birbirine benzetirim. bunu bilerek yaptığım, zamanında hayatımın içinden geçmiş şimdilerde nerede olduklarını bilmediğim insanları bir an gördüğüm yüzlerin yerinde düşlediğim sık sık olur. sonraları tesadüf eseriyle falan resimlerine denk geldiklerimin hatırladıklarıma hiç benzemediklerini görsemde bu pek te önemli olmayan hevesim kendinden birşey yitirmiş sayılmazdı çok. aklımda, içinde hiç bir yüz katı ve oynamaz kalmadan akışkan ve dumanımsı alanlar yaratmak derdim ben buna eğer tasvir etseydim. fakat tam o an ben o soğukta o nemli saçlarla orada dikilip gözümü birazdan otogara girecek şehirler arası otobüste bana bakan kadına diktiğimde, o güne kadar hep benim yönettiğim o "alanlar" ile "gerçek" arasındaki farkı bir an anlayacak gibi oldum. belki de soğuktandı bilmiyorum.